Güvenli Dijiveyn
UYG. ÖYKÜ ATÖLYESİ
Dijital Genç Olmak
Çocuklarda Özsaygının
ÇOCUK AKADEMİSİ
MEDYA OKURYAZARLIĞI
YAZARLIK MEKTEBİ
ŞAİR OKUMALARI
OKUMA KULÜBÜ
ÖYKÜ ATÖLYESİ
Senaryo Okuryazarlığı
Editörlük Eğitimi
Fikir Akademisi - 1
Fikir Akademisi - 2
Medeniyet Akademisi
Konuşacaklarımız Var 1
Konuşacaklarımız Var 2
Modern Şiir Eğitimi
Safahat Okumaları
Senaryo Atölyesi
Edebiyat Konferansları
Sinema Kulübü
ÇOCUK EDEBİYATI EĞİTİM
Güvenli Dijiveyn
UYG. ÖYKÜ ATÖLYESİ
Dijital Genç Olmak
Çocuklarda Özsaygının
ÇOCUK AKADEMİSİ
MEDYA OKURYAZARLIĞI
YAZARLIK MEKTEBİ
ŞAİR OKUMALARI
OKUMA KULÜBÜ
ÖYKÜ ATÖLYESİ
Senaryo Okuryazarlığı
Editörlük Eğitimi
Fikir Akademisi - 1
Fikir Akademisi - 2
Medeniyet Akademisi
Konuşacaklarımız Var 1
Konuşacaklarımız Var 2
Modern Şiir Eğitimi
Safahat Okumaları
Senaryo Atölyesi
Edebiyat Konferansları
Sinema Kulübü
ÇOCUK EDEBİYATI EĞİTİM
Bir Boşluğa Bin Nefret
Biz, şairin dediği yerindeyiz bu devrin:
“Ben bu çağdan nefret ettim, etimle kemiğimle nefret ettim.’’
Bir yerlere ait olmak arzusu debelenirken içimizde, aklımızdan nefret dizeleri geçiyor ve bir acı şiir gibi tekrarlıyoruz durmadan.
Buraya, dünyaya ait olmak arzusunu ya da düz bir ifadeyle söylemeliyim ki dünyaya kazık çakmak isteğini içimize aldığımız ve büyütmeye başladığımız andan itibaren her köşede, her insanda, her zamanda ve mekânda aynı hissi aramaya koyulduk. Bu öyle bir arayış ki sayısız deneme yanılmaya girdiğimiz ve her yanılgımızda biraz daha kıvrandığımız bir döngüye dönüşüyor. Dahası yanıldıkça içimizdeki aidiyet boşluğunun bizi yuttuğu yerde durup bu çağdan nefret etmeye başlıyoruz. Bütün çirkinlikler; çukurlu tümsekli yollar, sıvası akmış binalar, eskimiş koltuklar, yüzümüzün muhtelif yerlerindeki lekeler, elmadaki o yavan tat, insanlardaki bencillik, kaldırımdaki ağır aksak adımlar, her bir toprak parçasındaki zulüm, kan, haykırış ve yok ediş daha çok batıyor gözümüze. Belki de solumuzda atıp duran o ulvi organ içindeki türlü hissiyatla salt bir et parçasına dönüyor. Dünya, bir yerinden tutunmaya çalıştığımız bu dünya tümüyle bir nefrete dönüşüyor.
İçimizdeki o boşluk öyle ya da böyle git gide büyüyor ve kuvvetle muhtemel ki büyümeye devam edecek. Sorun değil, büyüyebilir. Büyümeli de. Buraya gelişimiz, o boşluk hissinin evrildiği gurbette kalmak hissi bizim memlekete dönüş biletimiz. Fakat mademkigeldik, mademki şimdi buradayız ve mademki bu çağın tam da içinde ve bir parçasıyız;öyleyse dilimize pelesenk ettiğimiz bu fiyakalı nefret dizeleriyle bir yerlere sığamayacağımızı hatırlamalı.
Bize sahici, aklı başında ve güzellikleri tetikleyici nefretler lazım. Ete kemiğe bürünmüş bir nefreti doğru istikamete; nefrete layık, nefrete yaraşır ve nefrete müsebbib olan kişi, kurum ve kuruluşlara yönlendirmeli.
Ve evet, biz bu çağın gurbette kalmış göçmenleriyiz. Elimiz taş tutacak yaşta, yumruklarımız sıkılı, bahçelerimiz her baharda tekrar yeşerecek umut tohumlarıyla ekili ve biz sılaya dönme arzusunu içimizden hiç atamayacağımızı biliyoruz. Ve umarım atmamamız gerektiğini de...
Elif Uludağ
