Güvenli Dijiveyn
UYG. ÖYKÜ ATÖLYESİ
Dijital Genç Olmak
Çocuklarda Özsaygının
ÇOCUK AKADEMİSİ
MEDYA OKURYAZARLIĞI
YAZARLIK MEKTEBİ
ŞAİR OKUMALARI
OKUMA KULÜBÜ
ÖYKÜ ATÖLYESİ
Senaryo Okuryazarlığı
Editörlük Eğitimi
Fikir Akademisi - 1
Fikir Akademisi - 2
Medeniyet Akademisi
Konuşacaklarımız Var 1
Konuşacaklarımız Var 2
Modern Şiir Eğitimi
Safahat Okumaları
Senaryo Atölyesi
Edebiyat Konferansları
Sinema Kulübü
ÇOCUK EDEBİYATI EĞİTİM
Güvenli Dijiveyn
UYG. ÖYKÜ ATÖLYESİ
Dijital Genç Olmak
Çocuklarda Özsaygının
ÇOCUK AKADEMİSİ
MEDYA OKURYAZARLIĞI
YAZARLIK MEKTEBİ
ŞAİR OKUMALARI
OKUMA KULÜBÜ
ÖYKÜ ATÖLYESİ
Senaryo Okuryazarlığı
Editörlük Eğitimi
Fikir Akademisi - 1
Fikir Akademisi - 2
Medeniyet Akademisi
Konuşacaklarımız Var 1
Konuşacaklarımız Var 2
Modern Şiir Eğitimi
Safahat Okumaları
Senaryo Atölyesi
Edebiyat Konferansları
Sinema Kulübü
ÇOCUK EDEBİYATI EĞİTİM
“Tek Gül Mona Roza’nın Hikâyesi” Yazar Musa Yaşaroğlu’nun Üçüncü Yeni Yayınları etiketiyle, 2024 yılında okurlarıyla buluşturduğu hikâye kitabıdır. Kitap, yetmiş sekiz sayfa hacminde ve on adet hikâyeden oluşmaktadır. Yazarın bu kitabından başka şiir, deneme, roman ve hikâye türlerinde on çeşit eseri bulunmaktadır.
Kitabın ilk hikâyesi olan “Mona Roza’nın Hikâyesi” kırk sayfa hacmindedir. Uzunca olan bu hikâye kitap hacminin yarısına tekabül etmektedir. Gerek bu uzun hikâye gerekse de bu hikâyenin kitaba isim olması nedeniyle kitapta önemli bir yere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda kitabı iki ana bölüme ayırabiliriz. Mona Roza Hikâyesi ve diğerleri şeklinde. Bu hikâye tek başına bir kitab-ı tab’a büründürülebilirdi. Diğer dokuz hikâyede de okul, öğrencilik, öğretmenlik, yolculuk, deprem ve yalnızlık gibi yazarın yaşadıkları veya çevresinde şahit oldukları üzerinden şekillenmiş olduğunu söylesek yanlış olmayacaktır. Yazarın sesi yer yer hikâyelerde duyulmaktadır. Anlatım genellikle birinci tekil şahıs üzerinden samimi ve içeri’den bir bakış açısı ile ele alınmaktadır.
İlk hikâye, Üstad Sezai Karakoç'un yirmili yaşlarının başında çok gençken, üniversite yıllarında yazdığı Mona Roza şiirinin yazılış hikâyesi kurgusal bir teknikle ve gerçeklikle kaleme alınmaktadır. Ama daha çok da kurmaca gerçeklikten ziyade nesnel bir gerçekliği yansıtmaktadır. Hikâye edilen bu konu, üstadın duruşuna, manevi kimliğine ve mahremiyetine halel getirmeyecek bir üslupla ve magazinleştirilmeden ele alınmaktadır. Üstadın, Mona Roza şiirinde yaşanan aşktan, sevdadan daha çok fazla olduğu sık sık hatırlatılarak yanlış anlaşılmaların önüne geçilmektedir. Ayrıca üstadın gerek düşünce alanındaki teorisyenliğine gerekse de edebiyat ve şiir alanındaki üstatlığına birçok cihetten vurgular yapılmaktadır. Merhum Nuri Pakdil’in “Yazarlar, ulusun toplumsal çalkantı barometreleridir” sözündeki gibi üstadı geniş bir çerçeveden görmemize imkân vermektedir.
“Mona Roza’nın Hikâyesi” tekniğinde, Mona Roza şiiri de bölüm bölüm hikâyeye misafir edilmekte ve anlatımda şiir muhteviyatına uyarlanmaktadır. Başka bir ifade ile bölüm bölüm Mona Roza şiiri şerh ediliyor desek yeridir. Edebiyat ve tarih bölümde okuyan Beyza ve Kerem'in Üstad Sezai Karakoç ve üstadın arkadaşı ile Mona Roza şiirinin nasıl yazıldığı, nasıl doğduğu üzerinden Üstad ile kısa bir görüşme ve üstadın üniversiteden sınıf arkadaşı olarak kurgulanan Yusuf Kirmikli’nin okul dönemlerine ait anlatımları üzerinden konu derinleştirilmektedir. Bu kanallarla Üstadın mütemadi platonik hali resmedilmektedir adeta. Ayrıca üstadın Ping Pong Masası şiiri ve sınıf arkadaşı olan Şair Cemal Süreya’nın da hikâyede isminin geçmesi diğer güzelliklerden olsa gerek. Merak duygusunu fazla törpülememe adına bu kısa malumatla yetinmiş olalım.
Hikâyede geçen isimlere bir göz atacak olursak, “Selen, Beyza, Kerem, Erzurumlu Bekir, Giresunlu Sami, Afyonlu Kemal, Kayserili Ahmet, Hafize Öğretmen, Osman Hoca. Nuran, Engin, Rengin, Hasan, Bakkal Lütfi, Manav Sabri, Zahit Bey, Gülce Nine, Cevdet, Selim Öğretmen. Kırkdörtlük Kamil, Kırküçlük İbo, Şadiye, Çaycı Ali, Salih, Ümit, Latif, Esma, Meryem” gibi isimleri öncelikli olarak sıralayabilirim. Bu isimlerden de anlaşılacağı üzere Anadolu'dan, bizden, anonim diyeceğimiz bireylerle karşılaşmaktayız. Hikâyelerin geçtikleri yerler olarak da Kocaeli, Ankara, İstanbul, Konya, Maraş, Kayseri gibi yerleri sıralayabilirim.
Hikâyelerde sıcak insan ilişkileri ve taşra esintisi kendisini fazlasıyla hissettirmektedir. Bu durumu sahici hayat hikâyeleri olarak da nitelendirebiliriz. Teknik olarak hikâyelerde metin betimlemeleri, diyaloglar ve gösterme teknikleri kendisine fazlasıyla yer bulmaktadır. İçerik olarak da yazar duyguyu, geleneği, milli ve manevi değerleri öncelediğini söyleyebiliriz. Hikâyeler, kültürel bir altlıkla beraber kadim değerlerle mücehhez bir anlatımla yol almaktadır. Başka bir anlamda Müslümanca bir bakış tesmiye edilmiş desek yanlış olmayacaktır. Yani hikâyelerde milli ve manevi değerler daha çok etüt edilmektedir. İtibarına, konforuna teslim olmuş günümüz insanının karşısında bir dik duruş sergilenmektedir adeta. Güçlüklere, mücadeleye ve çabaya yönelik bir anlatım derinliği taşımaktadır. Hikâyelerde yer yer de lirizmin ağır bastığı bölümlerle de karşılaşmaktayız. Güzel bir hikâye kitabı okudum. İyi okumalar dilerim.
İlkay Coşkun
04.12.2025
